|
ÇANKIRI
ADININ KAYNAĞI
Çankırı’ya MÖ. Ankara ve çevrecinde oturan ve bir aralık burasını merkez
yapan Galatlar zamanında "Gangrea" adını verilmiştir Bu isim bu güne
kadar insanların dilinde değişikliğe uğrayarak gelmiştir. Önceleri "Cancari",
daha sonra Garacalla paracı üzerinde "Gangaris” diye kullanılan Çankırı
adını temsil eden bu kelimenin Paflagonya dilinde: "Keçili Bol Ülke"
olarak geçtiğini, bu adın tiftik keçisinin yetiştirilmesine uygun oluşu
ve kedilerin otlamasına elverişli bitki örtüsüne sahip bulunuşu
sebebiyle, adı geçen toplumun çobanları tarafından bu adın verildiği
ileri sürülmekledir, Fakat İslami Ansiklopedisi’nde ve Hacı Şeyhoğlu
Hasan Efendinin eserlerinde "Ganpara" ve "Gangra" adları ile geçtiği
bilinmektedir. Bazı kaynaklar. Romalılar devrinde bu adın verildiğini
iddia etmekle ve yine bu dönemde "Ganpara" olarak söylendiği
görülmekledir. Bazı batılı kaynaklarda "Can cara" ve "Han Cara” olarak
geçmektedir. Roma imparatoru Septimus Severius’un adına basılan
paralarda Çankırı'ya; “Tanrılar Ocağı" adı verilmiştir. Roma dilinde
Çankırı, "Gangra" ve “Germanikapolis" diye adlandırıldığı bilinmekledir.
Kalesinin sağlamlığı ile anıldığı bir dönemde, Selçuklular zamanında
Emir Karatekin tarafından fethedilmesiyle "Kangırı" adını alan şehrin
ismi. Osmanlı imparatorluğu döneminde "Kangırı", "Gangra". "Kengeri". "Kangri"
olarak geçmektedir.Halk arasında bugün dahi Çangırı" biçiminde
söylenmekte ve Cumhuriyetin ilk yıllarında "Kangri" şeklinin Çankırı
şeklinde kabulü o zamanki Çankırı mebuslarından Ahmet Talat, Mehmet
Rıfat ve Yusuf Ziya beylerin, 9 Nisan 1925 tarihinde TBMM ne verdikleri
bir takrir üzerine, Hükümetçe yapılmıştır.
EFSANELERDE ÇANKIRI
Koma devri, Deniz Tanrısı olan Poseidon’un oğlu
Nikostratos’un, Paflagonya dağlarında çobanlık yatırken, bu yöreyi
beğenerek yerleştiği ve o sırada doğurmuş olan keçisine koymuş olduğu
adı aynı zamanda bu şehre verdiği belirtilmektedir. Bir efsaneye göre,
bölgede Bizans artığı çok kilise varmış. Çan sesleri tüm yaylaya
yayılır, ta uzaklardan duyurulmuş. Diğer yandan Çankırı adı üzerine
halkın da söyledikleri var. Şehir halkı daha çok ticaretle uğraşıp
develerle mal taşıyarak kervan düzerlermiş. Çankırı ve çevresinde, dağ,
taş, ova, bayır, deve çanlarıyla çın çın inlermiş. Bu yüzden şehre
“Çankırı" demişler.
TARİH
ÖNCESİ ÇANKIRI
Bugüne kadar yaygın bir şekilde ilmi ve arkeolojik
kazıların yapılmamasına rağmen, çevrede bulunan höyük ve kümülüslerdeki
satıh buluntuları Çankırı'da Neolitik Devirden (MÖ. 7 000- 5 000) bu
yana kesintisiz bir iskanın varlığını ortaya koymaktadır. Çankırı'nın,
yazılı kaynaklar Öncesi hakkında bilgimiz, olmamak la beraber, ilk
halkının Hatti, Luvi Arzavalılar olduğu sanılmakladır.
ORTA
ÇAĞ DÖNEMİNE KADAR ÇANKIRI
MÖ.3 yüzyıllarında. Tunç Devri sonlarında, Asur ticaret kolonilerinde,
Kültepe tabletleri Hatuşaş ve Kaniş gibi şehirlerin adlarına yer
verdiğine göre; bu dönemde Çankırı'yı da içine alan Proto (Ön-İlk)
Hititlerle temasının var olduğu ve Çankırı tarihinin çok eskilere
dayandığı anlaşılmaktadır. Özellikle Eski Tunç Devri'ne (MÖ. 3000-2000)
ait yerleşimlere bütün bölgede rastlanıldığı gibi, Kızılırmak çevresi
ile bu akar suya karışan önemli akarsu boylarında, pek çok, Hitit iskanı
yer almaktadır. Ilgaz İlçesi'ne bağlı Salman Höyükte yapılan kazılar,
inandık Köynden çıkarılan eserler, Hitit Devİeti'nin eski krallık dönemi
hakkında önemli bilgiler vermektedir. MÖ. 1900 yıllarında Nesaş Beyi
olarak geçen Anittaş'ın, Hattuş merkez olmak üzere kurduğu Hitit Devleti
sınırları içinde Çankırı'nın da yer alması gerekir. Zira Ilgaz,Tosya ve
Çerkeş çevresinde yapılan kazılar sonunda ortaya çıkan çanak ve
çömleklerin toprağının, ormanlık bir arazinin toprağı olduğunu
gösterdiği gibi kırmızı-gri, beyaz boyalı çömleklerin de eski krallık
dönemi eserleri olduğunu ispatlamaktadır.I. Murşil Devri ile ilgili
tabletlerde. Tilura Şehri'nden bahsedilmektedir. Bu şehrin, bilim
adamları tarafından Çankırı'nın kazası olan Kurşunlu yöresi, olduğu
belirtilmektedir. Çankırı'nın güneyindeki höyükten çıkan tapınak ile
İnandıkta dini bir ayini gösteren vazo; Hitit eski krallık dönemi
buluntularıdır. MÖ.13.asırda, 3.Hattuşil (Kadeş Andlaşmasını imzalayan)
döneminde, Hitit sınırlanılın kuzeyinde oturan Kaşkatılarla, Tiliura'da
(Kurşunlu yöresi), bir antlaşma yapıldığını belirten bir tablet,
Boğazköy'de bulunmuştur. Antlaşmaya göre; Kaskatıların Devrez Çay'ını
geçmeleri yasaklanmıştır. Hatta Askeri veya sivil Kaşkalılar'ın bu şehre
girmesinin suç kabul edilip cezalandırılacağı, sınırda yerleşmiş olan
çiftçi ve çobanların. Kaskatılarla bir antlaşma yapması halinde,
cezalandırılacakları da antlaşmada yer almaktaydı. MÖ.1200 yıllarında
Balkanlar'dan geldiği talimin edilen Frigyalılar ile Yunanistan'a gelip,
yerli halk olan Akalan Anadolu'ya süren Dorlar (Ki, Deniz Kavimleri adı
ite anılmaktadır)'ın baskısı sonucunda, Frigya ve Akaların saldırıları
sonucunda, Hititlerin eski krallığına son verildiği gibi, Çankırı ili de
bir süre Frigyalıların hakimiyetine girdi. Bu dönemlerde Paflagonya (Paphlagonia)
adı ile geçen Çankırı'yı da içine alan Karadeniz Bölgesi'ne, Kaşkaların
Hititlerle birlikte doğuya doğru çekilmesi üzerine Akalar, Amazonlar
gibi çeşitli kavimler geldiler. Birbiri arkasından gelen bu küçük
topluluklardan bir tanesi de Paphlagonialar'dır. Heradot, Paphlagonialar
hakkında yazdığı tarihte, çobanlıkla uğraştıklarını ve Perslere vergi
ile bağlı satraplıklardan (illerden) biri olduğunu kaydetmektedir.
Kısmen bağımsız olarak hayatlarını devam ettiren Paphlagonia yöresi
halkının yaşadığı bölge MÖ.7. yüzyıl ortalarına kadar, Trakya'dan gelen
Bitinyalılar ile Kafkasya'dan gelen Kimmerler'in istilalarına karşı
koyamamışlardır. MÖ. 6. yüzyıl ortalarına kadar bir asır hüküm süren
Kimmerler'i kovan Lidyalıların hakimiyetine boyun eğmişlerdir. MÖ. 6.
asrın sonlarında da Lidyalıların hakimiyetine son veren, Pars Kralı
Kiros (Krus). Çankırı ilini ele geçirmiştir. Paphlagonia halkı,
Persler'in yanında yer alarak Yunanlılara karşı, Pers Savaşları'na
katkıda bulunmuşlardır. MÖ. 2. asır sonlarında, Milridates tarafından
Ilgaz çevresinde merkez Sinop olmak üzere Pontus Krallığı kurulmuştur.
Çankırı'nın bir yerleşim merkezi oluşu bu dönemdedir ve Makedonya
Krallığına, yani Büyük İskender'e bağlanmıştır. Galatların hakimiyeti,
Büyük İskender'in kurduğu imparatorluk parçalandıktan sonra, Selevki (Selevkos)lere
bağlı olarak devam etti. Selevkiler, Pontus Krallığı, Bitinya ve Bergama
Krallıklarının mücadelelerine sahahne olan Çankırı, MÖ. I. asırda
Romalıların eyaleti oldu. Roma İmparatora Sezamı öldürülmesinde rol
oynayan Galatya Kralı Deitaros döneminde. Çankırı Kalesi ve şehrin
onarıldığı sanılmaktadır.MS. 395'te Roma İmparatorluğu ikiye
ayrıldığında Çankırı'da Doğu Roma İmparatorluğu'na bağlandı. Bizans
idaresi altında Paphlagonia; Pontus veya Plaimcncs Teması olarak geçer.
Gerek Roma impara torluğu parçalanmadan ve gerekse parçalandıktan sonra,
Hristiyanlığın dini merkezlerinden biri olduğu gibi, Ankara ile yol
bağlantısı sebebiyle önemli bir ticaret merkezi de olmuştur.Bizans
döneminde, Çankırı Kalesi, eski kale kalıntıları üzerine yeniden inşa
edilmiştir. Bu gün harabe bir durumda olan kaledeki tüneller, kaya
mezarları, Bizans mimarisi özelliği taşımaktadır. Bizans döneminde
Çankırı yöresi. İranlı Sasaniler'in bir kaç kere hücumlarına maruz
kalmıştır. Sasani Devleti'ni yıkan Araplar (Emeviler) 711, 727 ve 731
yıllarında saldırılar düzenlemişlerse de Çankırı kalesinin sağlam bir
yapıda oluşu fethi engellemiştir. 1071 Malazgirt Savaşı ile aralanan
Anadolu kapılarından yurt edinilmek üzere giren Türkler, birkaç koldan
saldırıya geçmişlerdir, 1075'le İznik'i alarak. Anadolu Selçuklu
Devleti'nin temellerini atan Süleyman Şah'a bağlı kuvvetlerden Melik
Danişmend Ahmet Gazi'nin emiri olan Karatekin (Karategin- Karatigin).
Çankırı'nın fethini gerçekleştirdi. Artuk Bey ile Ahmet Gazi'nin yakın
arkadaşı olan Emir Karatekin 1074 tarihinde Çankırı'yı fethetti.
Süleyman Şah'a bağlı olarak 1085'te Sinop'u alarak beylik sınırlarını
genişletti. Hatla bir ara. Melik Şah'a karşı bağımsız bir hükümdar gibi
hareket eden, Anadolu Fatihi Süleyman Şah'a yardım etmiş ve 1078'de,
Büyük Selçuklu Hükümdarı Melik Şalı'm, Anadolu beylerini cezalandırmak
için gönderdiği Emir Porsuk'un yenilenmesine yardımcı olmuştur. Hatla
1091'de Emir Bozan yönetimindeki kuvvetlere karşı da Süleyman Şah'ın
yanında yer almıştır. Sinop'u terk ederek Çankırı'ya çekilen Emir
Kıratekin'inin, ne zaman öldüğü hakkında kesin bir bilgimiz
bulunmamaktadır. Çankırı Kalesi'nde bulunan Karatekin'in Türbesi,
Çankırı halkının daimi ziyaret etliği önemli tarihi yerlerden
biridir.Çankırı, 1099 tarihine kadar Türklerin elinde kalmıştır. Anadolu
Selçuklu hükümdarı I.Kılıç Arslan ile birlikte Danişmendli Beyliği
idarecisi Emir Gazi Gümüştegin'in. Antakya Haçlı Kontu Bohemond'u esir
alması üzerine, 1101 tarihinde yeni bir ordu ile saldırıya geçen Haçlı
kuvvetleri, Ankara ve Çankırı'ya saldırdılar. Raymond de Toulouse'nin
idaresindeki kuvvetler, Çankırı'nın mükemmel müdafaası karşısında
Kastamonu'ya yönelmek zorunda kaldılar. Fakat bu arada arka arkaya
Bizansın saldırılarına karşı koyamayarak,1106 tarihine kadar Bizans
yönetimine girdi. Danişmend Emiri Gazi Gümüştegin tarafından geri alındı
ve Türklerin oldu.I.Haçlı Seferi, Anadolu'yu oldukça yıpratmasına rağmen
Danişmendoğullan Beyliği bu seferlerden Anadolu Selçuklu Devleti kadar
zarar görmemişti. Bu yüzden Anadolu Selçukluları ile Danişmendlilerin
mücadeleleri Bizansın işine yaradı. 1132'de Bizans hakimiyetine tekrar
girdi. Fakat bir sene sonra 1133 ’te Emir Gazi Gümüş Tegin tarafından
tekrar geri alındı. Gümüş Tegin'in ölümü ile Danişmenli Beyliğinde
oğullar arasında mücadele başladı. Bir yandan da Anadolu Selçuklu
Hükümdarı Sultan Mesutla bu mücadele devam etti. Bizans imparatoru
Çankırı önlerine gelerek karışıklıktan yararlanmak isledi. Bu durum
karşısında Mesud ile Danişmemdli tahtına sahipMuhammed birleşerek
Komnennos'u geri çekilmeye mecbur ettiler. Takviye edilmiş kuvvetlerle
1135'te yeniden saldırıya geçen Bizans imparatoru, Çankırı Kalesini
kuşattı ve Türkler, üstün düşman güçleri karşısında kaleyi teslim etmek
zorunda kaldılar. Fakat Bizans İmparatoru çekildikten sonra kaleyi geri
aldılar. l.Mesud'un oğlu 2.Kılıç Arslan hükümdar olmakla beraber,
kendisi ne bağlı olmak üzere diğer oğlu Şahinşah'a Ankara, Çankırı ve
Kastamonu yörelerini vererek yönetime bir süre devam edildi. Fakat l .Mesud'un
ölümü sonrası kardeşler arasında taht kavgalarının olduğu bir dönem
başladı. Şahin Şah kardeşi 2.Kılıç Arslan'a karşı Çankırı'da isyan
ettiyse de yenildi. 2.Kılıç Arslan'ın yönetimi altına girdi. 2.Kılıç
Arslan'ın da ölmeden önce 11 oğlu arasında ülkeyi paylaştırdı. 1192'de
Ankara
Merkez
olmak üzere Kastamonu, Çankırı ve Eskişehir oğlu Muineddin Mesud'a
kaldı. Yeniden Kılıç Arslan ölmeden önce başlayan kardeşler mücadelesi,
Anadolu Selçuklu Devleti'ni bir süre bunalımlara sürükledi. Ölümünden
sonra da kardeşler mücadelesi bir süre devam etti. Rükneddin Süleyman
Şah tarafından Muineddin Mesud öldürülünce, 1196'da Konya'ya bağlandı.
1.İzzetlin Keykavus döneminde, Sinop'un zaptı ile Çankırı'nın önemi de
arttı.Çankırı'nın en zengin ve refah dönemi l.Alaaddin Keykubal'ın
sultanlığı dönemidir. Lalası olan Cemaleddin Ferruh'u Çankırı'ya vali
olarak atadı. Kırım'a kadar uzanan ticaret yolu sayesinde Çankırı refah
dönemini yaşamıştır. Anadolu'da, Türklerin iskân sahalarının ilklerinden
olan Çankırı'da, bugün de aynı ihtişamını koruyan, Taş Mescit adı ile
halk tarafından anılan. Vali Cemaleddin Ferruh'un emriyle yaptırılmış
olan Şifahane (Hastahane) refah örneklerinden birisidir. Selçuklular
döneminden Çankırı'da bir şey kalmamıştır. Şifahane'nin de yalnız
Cemaleddin Femhim’in ve ailesinin mezarının yer aldığı taş bina
kalmıştır.Selçuklu ve Osmanlılar dönemine ait çok az eser kalmasının
sebebi yapılarda taş ve tuğla yerine ormanlık bir bölgede bulunmaları
sebebiyle ahşap mimariyi benimsemeleridir. Bunun yanında Çankırı'nın 1.
derecede deprem kuşağı üzerinde bulunma sı, yangın gibi felaketlerdir.
Cemaleddin Femıh, tarafından yaptırılan Şifahane. tipik Türk-İslâm
mimarisinin bir örneğidir. Şifahane'de yer alan kadeh üzerine sarılmış
çille yılan motifi, tıp ve eczacılığın simgesi olmuştur. l.Alaaddin
Keykubat'ın, tahta geçme hırsı ile dolu olan oğlu 2.Gryaseddin Keybgsrev
tarafından zehirlenerek öldürülmesi, iç karışıklıklar, Kösedağ
Savaşı'nda Moğollara yenilgi, Çankırı gibi tüm Anadolu Türk şehirlerini
etkilemiştir. 1243'te uğranılan bu felaketten kısa bir sûre sonra,
1262'de Moğollara karşı, Çankırı çevresinde de bir isyan başlatılmışsa
da başarılı olamamıştır. Bu olay özerine Moğollar tarafından tayin
edilen Sinop Valisi Muineddin Süleyman Pervane, Çankırı'yı yağmalayarak
cezalandırma yolunu tercih edecektir.l.İzzeddin Keykavus döneminde,
Hüsameddin Çoban Bey'in Melik-ül ümeralığı, l.Alaaddin Keykubat devrinde
de devam elli. Bizanslılar'a ve Kırım'a yapılan seferlere katılan
Çobanoğulları hakkında fazla bir bilgimiz yoktur. Yalnız Moğol Valisi
Geyhatu'nun saldırısı sırasında Çobanoğulları soyu, Çankırı ve Kastamonu
çevresinde bakini bulunmaktaydı. Emir Çoban lakabı ile anılan,
Hüsameddin Alp Yülük (Yüriik)'ün oğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan'ın
döneminde 1291'de Moğolların hakimiyeti altında bulunduğu sırada
Rükneddin Kılıç Arslan. Muzafferüddin Yavlak Arslan'ı kendisine Atabey (Atabeğ)
yaparak büküm darlığını ilan etti. Moğollar'ın yardımını gören diğer
kardeşi Gıyaseddin Mesud, Rükneddin'e karşı mücadeleye girişti. Mesud
mağlup olduysa da, Moğollar tarafından desteklenen Semseddin Yaman
Candar'ın kuvvetleri tarafından kurtarıldı. Çobanoğlu Beyi Muzafferüddin
de bu çatışmada öldürüldü.Bu başarı üzerine gerek Moğollar ve gerekse
Mesud tarafından Şemseddin Yaman Candar'a, Çobanoğulları'nın hakim
olduğu topraklar verildi. Böylece Çobanoğulları hakimiyeti sona erdi ve
Candaroğulları hakimiyeti Moğollar'a bağlı olarak başladı. Candaroğlu
Süleyman Bey; Moğol Beyi Ebu Said Bahadır Han'ın ölümünden faydalanarak
bağımsızlığını ilan etmiş, para bastırmıştır(1332).
OSMANLI DÖNEMİNDE ÇANKIRI
Osmanlılarla münasebetleri, Candaroğulları'ndan Kötürüm Beyazıt
lakabıyla anılan Celaleddin Beyazıt Bey devridir. Beyazıt Bey, beylik
topraklarını oğlu İskender Bey’e vermek istemesi üzerine, babasına karşı
isyan eden diğer oğlu Süleyman Paşa, kardeşini öldürdükten sonra,
Osmanlı Hükümdarı l.Murad'a sığındı. Murad
Bey'den yardım alan Süleyman Paşa,
babası Celaleddin Beyazıt Beyi, Kastamonu çevresinde yenerek Sinop'a
çekilmek zorunda kaldı. Böylece beylik ikiye ayrıldı ve Çankırı,
Kastamonu'ya bağlı olarak Süleyman Paşa'nın idaresine geçti. Osmanlı
baskısı ve himayesine dayanamayan Süleyman Paşa; bağımsızlığını ilan
etti. Babası bu durumdan istifade etmek için harekete geçti.
Osmanlılarla işbirliği yaparak oğlunun hakim olduğu Kastamonu, Tosya,
Çankırı ve Ankara'yı geri aldı. l .Murad'la tekrar anlaşan Süleyman
Pasa, babasının 1385'de ölümü ile beylik topraklarının tamamına sahip
oldu. Önceleri Osmanlı Beyliği ile dostluk ilişkilerini sürdürmekle
beraber, daha sonra Sivas Hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmet'le ittifak
yaparak. Yıldırım Beyazıt'a karı faaliyet'e geçti.Yıldırım Beyazıt'ın
Anadolu Beylikleri'ni ortadan kaldırması karşısında, endişeye düştü. Bu
başkaldırı karşısında Yıldırım Beyazıt tarafından cezalandırıldı ve
öldürüldü. Çankırı. Kastamonu ve Tosya yöresi de Osmanlı topraklarına
katıldı. Sinop’ta bulunan Süleyman Paşa’nın kardeşi Isfendiyar Bey. 1402
Ankara Savaşı'nda Yıldırım Beyazıt'ın Timur’a yenilmesi üzerine eski
topraklarını geri aldı. Şehzadeler mücadelesinde de akıllı bir politika
izleyerek taraf tutmadı. Çelebi Mehmet'le de dost geçindi. 1416 Eflak
Seferi'ne Çelebi Mehmet'e yardım amacıyla oğlu Kasım Beyle birlikte bir
birlik gönderdi. Sefer dönünde Kasım Bey, Çelebi Mehmet'ten Çankırı,
Kalecik. Tosya ve Kastamonu'nun kendisine verilmesini istedi. Isfendiyar
Bey oğluna verilmesi istenen toprakları, Çelebi Mehmet'e verdi. Çelebi
Mehmet, kendisine Isfendiyar Bey tarafından verilmiş olan topraklardan
Çankırı, Kalecik, Tosya çevresini Kasım Beye verdi (1417).Çelebi
Mehmet'in ölümü üzerine( 1421). Isfendiyar Bey, yeniden oğluna bırakmak
zorunda kaldığı toprakları almak üzere harekete geçti. Oğlu Kasım Bey'in
elinden Çankırı'yı aldı ise de, 2.Murad Çankırı'yı geri aldı. Bir süre
çatışma sürdüyse de 1423'le yapılan andlaşma ile münasebetler dostça
sürdürülmeye başladı. 14ITden sonra Çandaroğulları Beyliği'nin. Kasım
Bey idaresindeki bölümü Osmanlı Devleti'nin himayesinde bulunmakla
beraber, Kastamonu-Sinop bölümü de 1461 tarihinde Fatih Sultan Mehmet
tarafından ortadan kaldırılacaktır. 1464 tarihinde Kasım Bey'in ölümü
ile Çankırı, Tosya ve Kalecik doğrudan Osmanlı topraklarına katılacak,
Çankırı Anadolu Eyaletine bağlı bir sancak beyliği olacaktır. Fatih
Sultan Mehmet'in torunu olan 2.Beyazıt'ın oğlu Osman Çelebi Çankırı'da
Sancak Bey'i olacaktır. Osmanlıların yükselme ve duraklama devrinde,
doğu seferlerinde Çankırı menzil yerlerinden biri olacaktır. Yükselme
devrinde, ünlü Şeyhülislam Ebussuud Efendi bir süre Çankırı
Medreselerinde öğretmenlik yapmıştır. İltizam usulü ile vergilerin
toplandığı ve yaya, müsellem gibi askerlerin toplandığı ve eğitildiği
Çankırı sancağı, duraklama devrinde bozulan ekonomiden etkilenen
sancaklardan birisi oldu. Gerek savaşlar ve gerekse kıtlık senelerinin
devamının yanında yolsuzluklarda görülmeye başladı. Hatta Kurşunlu'da
rüşvet almak isteyen Tımarlı sipahiler ile halk arasında meydana gelen
olay karşısında, tımarlı sipahilerin kaçmak zorunda kaldıkları mahkeme
kayıtlarında geçmektedir. 16. Asrın sonlarına doğru tüm Anadolu'da
olduğu gibi, Çankırı'da da Suhte isyanı adı ile anılan medrese
öğrencilerinin isyanları görüldü. Gönderilen Sancak Beyleri'nin usulsüz
vergi toplamaları halkı uzun şiire tedirgin etti. Bu yolsuzluklar 18.
yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Çankırı 'da son yüzyıl dışında
Osmanlı yapısının bulunmayışının sebeplerinden birisi de olaylar
arasında tahriplerin sık sık olma sidir. Osmanlılar döneminde, Anadolu
Beylerbeyliği'nin 14 sancağından (Vilayet) biri olan Çankırı ili, 1839
Tanzimat Dönemi'nde Kastamonu eyaleti'nin 4 sancağından biri olmuştur.
Daha önceki dönemlerde Kütahya ve Amasya'ya bağlı idi. 18.Yüzyıl
ortalarında Yozgatlı Çapanoğullarının baskılan halkı
bıktıracaktır. Yozgat Mütesellimi iken Çankırı Mutasarrıflığına da sahip
olarak gücünü artırmış ve olaylara sebep olmuştur. Osmanlı Devleti'nin
Mısır seferiyle meşgul olduğu 1830'larda. Türkmen Kadıkıran lakabıyla
anılan Mehmet Efen- dinin isyanı devleti uzun süre uğraştıran
olaylardandı. II.Mahmut döneminde Ankara'ya, Tanzimat döneminde önce
Yozgat, daha sonra Kastamonu'ya bağı Mutasarrıflık haline getirildi.
MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE ÇANKIRI
Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve
Milli mücadele dönemlerinde, mücadele alanı dışında olduğu için Çankırı
tahribe uğramamıştır. Fakat gerek topraklarının verimsizliği ve ticari
faaliyetlerden faydalanamamağının yanında, harbin getirdiği
mahrumiyetler Çankırı'yı çok yıpratmıştır. Bu arada merkezi Merzifon'da
olan Rum-Pontus eşkıyalarının faaliyetleri, Çankırı iline kadar
uzanmıştır. Ilgaz Doruk Mevkii'nde bu eşkıyaların jandarma karakolunu
basarak, askerleri şehit etmeleri, halkın tepkisine ve Çankırı'da
bulunan azınlık Rum ve Ermeniler Arasında sürtüşmelerin başlamasına
sebep olmuştur, İstanbul’un İngilizler tarafından işgali ile Anadolu'ya
geçen milli mücadele yanlılarının Ankara'ya gelişleri sırasında yardımcı
olan illerden birisi de Çankırı'dır. Anadolu'ya deniz yoluyla
İstanbul’dan kaçırılan silah ve cephanelerin savaş alanlarına emniyet
içinde naklinde. Çankırı halkının hizmetleri büyüktür. İstiklal Savaşı
başlangıcında. Çankırı ilçeleri ile birlikte tamamen harap ve bakımsız
bir halde idi. Buna rağmen, hu harple kendilerine düşen vazifeyi
hakkıyla yerine getirmeyi bildiler. Doğrudan doğruya işgal görmediği ve
işgal bölgelerinden de oldukça uzak kaldığı için, Çankırı'da Anadolu'nun
düşman tarafından işgaline kaşı teşkilatlanmalar ancak. 1920 senesi
Nisan ayından sonra başlamıştır. Bu teşkil ali anmalardan birincisi, 5
Mayıs 1920'de kurulan Çankırı Gençler Mahfeli idi. Çankırılı aydınların
öncülüğünde kurulan bu teşkilat spor ve müzik gibi dallarda da faaliyet
gösterdiği için oldukça geniş bir taban oluşturmuştur. Buna benzer bir
diğer teşkilatta, 12 Temmuz l920 tarihinde Çerkeşte, Çerkeş Gençler
Mahfeli adı ile kurulmuştur. Bu teşkilat milli mücadele sırasında
oldukça yoğun ve etkili faaliyetlerde bu bulunmuştur. Çankırı ve
havalisi, Milli mücadele günlerinde, doğrudan işgale uğramadıysa da
yoğun askeri faaliyetlere sahne olmuştur. Bu dönemde Çankırı, deniz
yoluyla yapılan ulaşım ve taşıma işlerinde de önem kazandı. Deniz
yoluyla, İnebolu limanına yelen Osmanlı ordusu subay ve erleri, burada
oluşturulan bir ulaştırma teşkilatı tarafından, önce Kastamonu'ya ve
ordan da Çankırı yolu ile Ankara'ya, Batı cephesine gönderiliyordu,
İstanbul’dan Kuva-i Milliye Teşkilatı tarafından gönderilen silah ve
cephanelerin taşıma işlen de aynı yollardan yapılıyordu. Giderek,
buradaki lojistik Faaliyetler yoğunlaştırıldı ve 2 Şubat 1921'de
Çankırı'da bir Menzil Nokta Komutanlığı kuruldu. Ulaştırma ve taşıma
işlerinde bu komutanlık aracılığı ile sürdürülmeğe başlandı.Çankırı'daki
bu lojistik faaliyetler, Sakarya Savaşı sırasında daha büyük bir önem
kazandı. Nitekim, 25 Ağııstos 1921'de Çankırı'da, bir hafta içinde 1.000
yataklı bir askeri hastane kuruldu. Çevre halkının yardımlarıyla
donanımı tamamlanan hastane de cepheden gelen yaralıların bakımı
yapılıyordu Çankırı'nın bu işe önayak olması, diğer illerin halkını da
harekele geçirdi ve kısa zamanda cephe gerisinde önemli bir lojistik ve
sağlık hizmetleri ağı kuruldu İnebolu'dan karaya, çıkarılan cephaneler,
kahraman analarımız tarafından kağnı ve omuzlarında taşınmıştır. Büyük
bir fedakarlıkla yapılan bu hizmetler, heykel, resim ve paralara
yansımıştır. Kurtuluş Savaşının Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur. Dışişleri
Bakanı Tehim Rüştü Araş, Milletvekili Necati Bey gibi zatlar tarafından
anlatılmıştır. Bilhassa
Yanığın Emine Abla isimli Kahraman Türk
kadını, evladının örtüsünü mermilerin üzerine sererek, "millet malıdır"
diye yağmurdan korumuştur.5 Mart 1912'de Çankırı'da oluşturulan bir
Amele Taburu'na. yol ve köprülerin tamir ve bakım isleri yaptırıldı.
Kışla ve menzil yapımlarında da kullanılan bu tabur, askerlik çağını
geçirenlerden ve sakatlardan oluşuyordu. Tabur, Büyük Taarruz'dan sonra
dağıtıldı.
"ATATÜRK
VE ÇANKIRI"
Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarında Anadolu'nun diğer kentleri
gibi, Çankırı ve ilçeleri de tamamen harap ve bakımsız bir halde idi.
Yetişmiş insan gücünü Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’nda yitirmişti.
buna rağmen İstiklâl Savaşı'nda vatanın kurtarılması için üstüne düşen
her görevi genci, ihtiyarı, kadın-erkek demeden büyük bir gayretle
yerine getirmiştir. Çankırı insanın, istiklâl Savaşı’nda gösterdiği
üstün gayret, kurtarıcının takdirini kazanmıştır, Bu nedenle her
fırsatla Çankırı'yı ziyaret etmeyi arzulayan Ulu Önder, kendilini davet
için gelen Çankırı heyetine ziyaret edeceğim bildirdi ve bu ziyaret ile
Atatürk, Şapka ve Kıyafet inkılâbını, Çankırı'dan başlatmış, Kastamonu
ve İnebolu'da ilan etmiştir.
ÇANKIRI'YI ZİYARET
Atatürk Çankırı'ya 23 Ağustos 1925
günü gelmiştir, Geldiği otomobilde Kütahya Mebusu Nuri Conker ve Rize
Mebusu Fuat Bulca da vardı. Heyete refakat eden öteki otomobillerde
Riyaseti Cumhur Umumi Katibi (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri) Tevfik
Bıyıklıoğlu. Başyaver Rusuhi Muzaffer, Muhaliz Kıtası kumandanı İsmail
Hakkı Tekçe, Hususi Kalem'den Çankırılı Lütfi ve Mustafa Beyler bu
bulunmaktaydı. Atatürk'ün Çankınrılılar tarafından karşılanması ve
ağırlanması o sıralar Türk Ocağı Başkanı ve Anadolu Ajansı muhabiri olan
Tahsin Nahit Uygur tarafından, kendi gazetesi olan ve o tarihte
Çankırı'da yayınlanan Necat Gazetesin'de, şöyle anlatıyor: "Kalecikten
sonra Çankırı sınırı olan Tüney'in Çandır Hanında Atatürk, Çankırı
Mebusları Ziya, Talat Onay, Rıfat, Vali Cemil, Operatör Miralay Refik,
Topçu Alay Komutanı Kaymakam (Yar- bay) Osman, Halk Fırkası Reisi Müftü
Ata. Belediye Başkanı Cemal, Türkocağı Reisi Talisin Nahit Uygur
beylerden oluşan bir heyet tarafından karşılandı." (Sayı: 77.
27.Ağustos. 13-11). Karşılamada bulunan Çankırı Mebusu Ahmed Talay
Onay'ın hatıra defterinde şunlar kayıtlıdır: "Otomobilden inen Paşa
şapkası elinde olduğu halde teker teker elimizi sıktı. Bizde
kalpaklarımızı çıkardık. Vali Bey, Müftü Efendiyi Halk Fırkası Başkanı
diye tanıtınca:- Hem müftü, hem parti başkanı nasıl olur? diye sordu,
Hepimizi ayrı ayrı süzerken:- Hani sizin şapkanız? dedi. Hepimiz bu som
karşısında şaşırmıştık... – Başınızda şapkayla buyuracağınızı bilseydik
bizde birer şapka tedarik ederdik, dedim. Karşılama heyetinde bulunan
Tahsin Nahit Uygur, İstanbul’dan bir şapka gelindiğini ve Atatürk'ü
Çankırı sırasında heyetin diğer üyeleri ile birlikte karşılarken
kendisinin şapkalı olduğunu ve bunun için Atatürk'ün özellikle Çankırı
milletvekillerine bu soruyu sorduğunu, Kastamonulu Gazeteci Aziz
Demircioğlu'na anlatmıştır. Bu da gösteriyor ki. Şapka İnkılâbı ismen ve
fiilen. Çankırı'da başlatılmıştır. Nitekim, irticalen de olsa Atatürk,
Çankırı mebuslarını, şapkalı olmadıkları için sorguya çekmiştir. Yani
kendisiyle birlikte onların da şapka giymiş olmaları gerekliğini
vurgulamıştır.
ATATÜRK
ÇANKIRI'DA
Necat Gazetesi'nde olayı anlatan haber öyle devam ediyor: "Hoşgeldinizden
sonra birlikte Çankırı'ya hareket edildi. Yol üstündeki köyler,
sınırlarında kurban keserek Gazi'yi karşıladı ve uğurladılar. Alafranga
saatle 12:00 sıralarında Çankırı'ya varıldı. Kışla civarında. Topçu
Alayı tarafından yapılan zafer lakından başlayarak. Millet Bahçesi
civarındaki köprü başına, Hükümet Konağı önündeki büyük yol üzerine ve
Belediye civarına olmak üzere dört zafer yapılmış, çok güzel biçimde
süslenmişti.Gazi şehre girmeden önce, birinci takın sağ tarafına kız ve
erkek okul öğrencileri, sol tarafına toplan koşulu olduğu halde 8.Alayın
subay ve erleri, millet bahçesi civarındaki zafer takından, hükümet
civarındaki, üçüncü zafer takına kadar ellerinde bayraklar, milli
kıyafetleri ile esnaf demekleri mensupları, üçüncü takdan dördüncüsüne
kadar da lakın iki tarafına memurlar ve halk dizilmiştir. Önde büyük
kurtarıcı'nın otomobili, arkasından diğerlerinin görünmesi üzerine,
kışla civarına geldiklerinde verilen işaret ile kaleden top atıflarına
başlandı. Gazi birinci lakın önünde otomobilden inerek, selam duruşunda
olan asker ve öğrencilere iltifat elti. O sırada iki kurban kesildi. Kız
okulu öğrencisi olan Vali Cemil Beyin kızı Mualla tarafından kendisine
bir buket verildi ve hoş geldiniz. denildi. Millet bahçesi köprüsünden
geçirilirken arıcılık istasyonunda bulunan yüzlerce bayan "vatan babası,
yetimler atası , sefa geldiniz" diyerek Gazi'yi devamlı alkışladılar.
Öğrenciler de çiçek serptiler. Birinci taktan sonra her takın önünde de
ikişer kurban kesildi. Hükümet Konağı'ndan Belediye'ye kadar halılar
serildi. Tüm resmi ve özel binalar süslenmişti. Halkın gösterdiği içten
sevgi gösterileri arasında doğruca Belediye'ye giden Gazi, burada çay
içerek hoş geldine gelenleri kabul elli, hepsinin ayrı ayrı hatırını
sordu. Kısa bir dinlendikten sonra halkın gösterdiği yakılıktan dolayı
Belediye Baskınına teşekkür etti ve Belediyece verilen ziyafette
bulunmak üzere Kız Ortaokulu'na gitti. Ziyafetin bitiminde okul içinde
önceden hazırlananı bir odada dinlendikten sonra Kastamonu'ya hareket
etli. Topçu Alayı, okullar ve halk tarafından şehir dışına kadar
uğurlandı. Vali Cemal, Milletvekillerinden Ziya, Talat, Rıfat, Operatör
Rıfkı Alay Komutanı Osman, Belediye Başkanı Cemal ve Tüccarlardan
Zincircizade İsmail Bey’ler Gazi’yi Kastamonu'ya kadar uğurlamak üzere
beraberinde gittiler.Ilgaz Kasabası halkı ile civar köylüler kasaba
yakınındaki İnköy Hanı'na kadar gelerek Atatürk'ü karşıladılar,
kurbanlar kestiler ve uğurladılar. Gazi'nin Çankırı'ya gelişi üzerine
Çerkeş Belediyesi'ne çekilen ve kendisini Çerkeş İlçesi'ne davet eden
telgrafa Mustafa Kemal Paşa, içten teşekkürlerini bildirerek
gelemeyeceği şeklinde cevap verdi. Atatürk'ü Ilgaz Derbent’te Kastamonu
heyeti karşıladı.
KASTAMONU'DAN ÇANKIRI'YA DÖNÜŞ
Atatürk'ün, Kastamonu ve İnebolu'yu ziyaretinden
sonra Çankırı'ya gelişi, 3 Eylül 1923 tarihli "Nejat Gazetesinde şöyle
kaydedilmiştir: " Gazi, saat 18:30 sularında Çankırı'ya geldi. Başta
Topçu Alayı olmak üzere öğrenciler, memurlar, tüm esnaf, kadın, çocuk
kendisini karşıladılar. Esnafın elerinde sanatları yazılı bayraklar
vardı. Çiftçiler ise kırmızı-beyaz kurdeleler ve başaklarla süslü bir
kağnı arabası hazırlamışlardı. Tüm halkın başı açıktı Gazi -Zahmet
ettiniz, teşekkür ederim. iyi misiniz?. iltifatları ile halkı sevince
boğdu. Kağnı arabasının hizasına gelince çiticilerden dava takipçisi
İsmail Efendi:-Paşamız. Çankırı çiftçileri adına hoş geldiniz, derim.
Doğru yolu göstermeniz, sayesinde şu kağnı ile düşmanların otomobilli,
tanklı ordularına galip geldik. Çankırı çiftçileri, eskiden
ürettiklerinin yarısını Aşar vergisine, kalan yarısını da kendilerine
çalan mültezimlerden ve âşâr vergisinden kendilerini kurtardığınız için
size sonsuz teşekkürlerini sunuyorlar, diye bir konuşma yaptı.
Gazi:-Aşar kalktığı halde, uygulamada vardır diyenler var, doğrumudur,
böyle bir şey var mıdır? diye sorunca;-Hayır, katiyen Paşam, cevabını
verdiler.Gazi şehre girişinde top atışları ile selâmlandı.O gece
Atatürk. Çankırı Ortaokul
binasında
hazırlanan özel odada kaldı. Ertesi sabah (Eylül 1923) saat 9:30'da
Ankara'ya gitmek üzere, halkın yine coşkun sevgi ve saygı gösterileri
arasında Çankırı'dan ayrıldı.
ÇANKIRI
KONUŞMALARI
Konuşma Atatürk Çankırı'da kaldığı
süre içinde mesaj taşıyan konuşmalar yapmıştır. Bunlardan ilki Kastamonu
dönüşümle dinlenmek üzere gittiği Hükümet konağında, Çorum Mebusu İsmail
Kemal Bey’in başkanlığındaki İskilip heyetini kabulde yaptığı
konuşrnadır . Atatürk Heyeti serpus (şapka) ve kıyafet hakkında şunları
söylemiştir:"
-Kıyafetin medeni bir şekle dönüşmesi için kanun gerekmez karar verir,
millet yapar. Yalnız bir Diyanet işleri Başkanlığı ve Diyanete mensup
müftü, imam hatipleri vardır. Bu sınıfa ait kıyafetleri tanırız- Diyanet
içlerinde görevli olmayıp da hariçte kalanların aynı kıyafetleri
giymeleri doğru değildir. Bunu hiç kimse tanımaz ve kabul etmez.
Bizlerde medeni kıyafetin bütün ayrıntılarını kabul ettik. Memurlar ve
Milletvekilleri bunu gereği kadar uygulayarak halka rehber
olmaktadırlar. Tekkeler de derhal kapanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti her
konuda halka yol gösterecek kudretedir. Hiç birimiz tekkelerin yol
göstermesine muhtaç değiliz. Bizler uygarlıktan, ilim ve fenden kuvvet
alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka birşey tanımayız Tekkelerin amacı
halkı kendinden geçirmek ve aptallaştırmaktır. Halbuki halk kendinden
geçmek istememektedir. Tekkeler basit bir gibi görülebilir, fakat
önemleri vardır. Biz dünya ailesi içinde medeniyiz. Her işte medeniyetin
gereğini uygulayacağız.” II.Konuşma Atatürk, kalması için hatırlanan
ortaokul binasına giderken Çankırılılar adına Hükümet konağı kapısında
Tahsin Nahit Uygur'un yaptığı konuşmaya mukabele ve Çankırılılara
hitaben şöyle konuşmuştur: "-Sevgili kardeşler! Beni hislendirmek ve
heyecanlandırmak için ne güzel bir kardeşi aracı ettiniz. Buradaki
isabetinizi tebrik ederim. Çok derin, çok samimi duygularınıza teşekkür
ederim. Beni çok sevdiğinizi bana çok güvendiğinizi, işaret ettiğim
hedeflere bütün varlığınızla yürüyeceğinizi söylüyorsunuz, benim buna
verebileceğim cevap şudur ki; Ben bu güven ve saygıya hak kazanarak
başarılar göstermişsem, o da sizlerin yardımı ile olmuştur. Güveninize
yüreklen inanarak, milli görevimde muhtaç olduğum gücü ve yetkiyi sizden
alıyor, sizden buluyorum. Bahtiyarlığımı Çankırı'nın sevgili halkının
karşısında yüksek sesle ifade ediyorum.III. Konuşma
ÇANKIRILIYI TARİF
Çankırı Mebusu Ahmet Talat Onay, hatıralarında. Atatürk'ün kaldığı
ortaokul'da akşam yemekle aralarında geçen kısa konuşmayı şöyle
anlatır:"-Paşam, bu kadar seyahatte bulundunuz, her gittiğiniz yerde bir
hususiyet görmüşsünüzdür. Çankırı'da ne gördünüz?" diye sorunca, o büyük
adam hiç düşünmeksizin :-İncelikli..Cevabını verdi, fakat bizim merakla
yüzüne baktığımızı görünce de:"-Kastamonu'da benim için İstanbul’dan
mobilya getirmişler, halbuki ben kuru bir sandalyede
oturabilirdim.İnebolu'dan da banyo tenekesi getirmişler. Termosifonu
yok. Onların denizden ulaşımları var. Sizin ise denize ve trene
mesafeniz yüzyirmi-yüzelli km'dir. Bir yoku için en büyük ikramın banyo
olduğunu düşünmüşsünüz. Kırık dökük araçlarla bunu hazırlamaya muvaffak
olmuşsunuz. Bu ikram bana beş bin liralık mobilya ikramından daha iyi
geldi. Bir de yatak odası vardı. Bir saraya yakışacak şekilde tertip
olunmuş. Çok cazip ve dikkati calip buldum."Anma Törenleri Festival Her
yıl, 23-24 Ağustos günleri; "Atatürk'ün Çankırı'ya gelişi ve Karatekin
Şenlikleri" olarak kutlanmaktadır. Çok öncelerden başlayan kutlama
törenlerinde zaman
zaman 1980’lerden sonra aksamalar görülmüştür.Anma töreni, bazen
festival halinde kutlanmaya devam edilmektedir. Festival şeklinde geniş
boyutlu şenlik ve kutlamalar yapıldığında organizeyi Çankırı Valiliği ve
Çankırı Belediye Başkanlığı üstlenerek yürütmektedirler.Kutlama
törenleri, kültürel, folklor ve sanatla birlikle şenlikleri de kapsayan
geniş programların icra edildiği müstesna günler yaşanmaktadır.
Şenliklere yurt içinden ve yurt dışından çeşitli ekipler de davet
edilerek, gittikçe milletler arası hüviyet kazandırılmaya çalışılmış
fakat 1990'lı yıllardan sonra zaman zaman kesintiye uğrayarak devam
ettirilmiş ve devam ettirilmektedir.
Çankırı Tarihçesi Gazeteci-Yazar
Bahattin AYHAN'ın "Çankırı ve İlçeleri"adlı kitabından alınmıştır.
Sayfa
Başı |